MEHMET ŞÜKRÜ GÜNDÜZ – MODERN HAYATIN EN BÜYÜK ÇELİŞKİLERİNDEN BİRİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ
Hiç olmadığımız kadar kalabalığız ama belki de hiç olmadığımız kadar yalnızız. Bir kafeye girdiğinizde bunu görmek mümkün. Masalar dolu. İnsanlar arkadaşlarıyla, aileleriyle, sevdikleriyle oturuyor. Ama biraz dikkat ettiğinizde başka bir manzara ortaya çıkıyor.
Aynı masada dört kişi var, dört ayrı telefon ekranına bakıyor. Yan yana oturuyoruz ama birbirimizden uzaklaşıyoruz. Aynı masayı paylaşıyoruz ama birbirimizin hayatına dokunamıyoruz.
Eskiden bir arkadaşımızla görüşmek için kapısını çalardık. Bir çay konur, saatlerce konuşulurdu. Bazen önemli bir konu bile olmazdı. Sadece birlikte olmak yeterdi.
Şimdi ise iletişim kurmak hiç olmadığı kadar kolay. Telefonlarımızda yüzlerce insan var.
Sosyal medyada binlerce kişiyi takip ediyoruz. Mesaj kutularımız dolu. Ama insanın gerçekten “Nasılsın?” diye sorabileceği insan sayısı belki de birkaç kişiyi geçmiyor.
Çünkü insanın ihtiyacı her zaman binlerce insan değildir. Bazen bir kişi yeter. Derdimizi anlatabileceğimiz, sevincimizi paylaşabileceğimiz, yanında kendimiz olabileceğimiz bir kişi.
Yalnızlık da tam burada başlıyor. Yalnızlık her zaman etrafımızda kimsenin olmaması değildir. Bazen insan, yüzlerce kişinin arasında kendisini yapayalnız hissedebilir.
Çünkü asıl yalnızlık, anlaşılmadığını hissetmektir.
Bir derdimiz olduğunda arayacak birini bulamamak.
Bir sevincimizi paylaşacak insan aramak. “Bugün iyi değilim.” diyebileceğimiz birinin olmaması. İşte insanın kalabalıklar içinde hissettiği yalnızlık biraz da budur.
Belki bu yüzden eski mahalle kültürünü özlüyoruz. Komşunun kapısının daha sık çalındığı günleri. Bir tabak yemeğin paylaşıldığı zamanları. Bir hasta olduğunda herkesin haberdar olduğu, iyi günde olduğu kadar kötü günde de insanların birbirinin yanında durduğu günleri. Şimdi aynı apartmanda yıllardır yaşayan insanların birbirlerinin adını bile bilmediği zamanlar var.
Asansörde karşılaşıyoruz. Kısa bir “Merhaba.” Sonra herkes kendi dünyasına dönüyor.
Oysa insan ilişkileri yalnızca aynı ortamı paylaşmakla kurulmaz. İlişki emek ister. Dinlemek ister. Hatırlamak ister. Zaman ayırmak ister. Belki de modern hayatın en büyük yanılgısı, daha fazla insana ulaşmayı daha fazla yakınlık sanmamız.Oysa sosyal medyada bir insanın hayatını takip etmek, onun hayatında gerçekten var olmak anlamına gelmiyor. Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: Hayatımda kaç kişi var değil, hayatımda kaç kişi gerçekten var?
Zor zamanımızda yanımızda olacak insanlarla, sosyal medyada bizi takip eden insanlar aynı olmayabilir.Bu yüzden belki yeni insanlar aramaktan önce, hayatımızdaki insanlarla ilişkilerimizi yeniden güçlendirmeliyiz.
Uzun zamandır aramadığımız bir arkadaşımızı arayabiliriz. Komşumuzun kapısını çalabiliriz.
Çocuğumuzla telefonu bir kenara bırakıp sohbet edebiliriz. Bir sofraya oturduğumuzda ekranlara değil, birbirimizin yüzüne bakabiliriz. Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir.
Ama gerçek ilişkiler zaten küçük ve samimi davranışlarla güçlenir. Teknolojiyi hayatımızdan çıkarmamız gerekmiyor.
Mesele, teknolojinin insan ilişkilerimizin yerini almasına izin vermemek.Çünkü hiçbir ekran, insanın gözlerinin içine bakarak yapılan bir sohbetin yerini tutamaz. Hiçbir mesaj, zor bir günün sonunda yanınızda sessizce oturan bir dostun verdiği güveni sağlayamaz.
Hayatın sonunda kaç kişinin bizi takip ettiğinden çok, kaç kişinin gerçekten yanımızda olduğu önem kazanacak. Çünkü kalabalık olmak kolaydır. Yakın olmak emek ister. Belki de artık daha fazla insan biriktirmek yerine, daha gerçek ilişkiler kurmanın zamanıdır.
Kaynak: www.bagimsizbatmangazetesi.com